Total Pageviews
Monday, August 31, 2009
RAİF DENKTAŞ (1951-1985) KIBRIS TÜRKÜ O’NU HİÇ UNUTMAYACAK
“Yemeyi, içmeyi, baloyu dansı sevmedim,yapmadım ve yapmam. Sebebi yoktur:Sadece içim söylemez ve vaktim olmamıştır,hiç bir dönemimde. Eğlence yoktur hayatımda. Uğraş vardır.Müziğin köklüsünü ve anlamlısını sever dinlerim.Arkadaşlarımla buluşabildikçe çalarım.Bazen sabaha karşı klasik gitar notalarının arasında kafamı dinlerim.Bu zevkime de kimseyi karıştırmam.Müzik ruhun gıdasıdır.73’ten 79’a kadar günlük gazete çıkardım.Çıkaran bilir.Kıbrıs’ta gazete çıkarmak; yazısından başlar,katlanmasına kadar gider.İnsanın gecesini gündüzünü bir eder. Matbaamı borçla kurdum;ödeyemedim sattım. Satmayayım diye birine gebe kalmayı düşünmedim. Vurguna,soyguna da yeltenmedim. Bunları benliğim kabul etmez.Bu düzende madden mahkum olabilirim ama alnım açık gezerim. Ben Hakim Raif Bey’in angonisiyim. Bu bana yeter. Okumayı severim.Sosyal bilimlere tutkuluyum. Bilime saygılıyım.Kendime yenilemeyi,yanlış bildiklerimi doğrulamayı,doğru sandıklarımdan şüphe etmeyi bilirim. Oxford’a kendim girdim.alnımın akıyla kendim geldim.İftihar ederim ve kendime güvenirim ama övünmem. Param yoktur ama akademik niteliğim vardır.Bu da benim servetim! Zavallı duruma düşürülmüş insan karşısında hisli,mazlumun hakkını yiyen karşısında öfkeliyim. Beni kindar ve hınçlı sananlar yanılırlar.Bu ülkede insanca ve hakça bir düzende yaşamak isterim. Bunun gereği olarak da ihale şampiyonlarının iktidardan gitmesini görürüm. “Mahçup” olmamı kibirlik sananlar yanılır.Hak yiyicilere karşı öfkemi “Hırs” sananlar çok yanılır. Hoş beşi,kişi kişiye sohbeti sevmem;zaman israfı sayarım.Ahkamla vakit harcamak zorunda bırakılmak beni bunaltır.” Ben kim miyim? Ben Raif Denktaş..” Yıl 1951 Ocak Ayı.. Kıbrıs’ta mevsim dönmüş,sonbahar yerini çoktan kışa bırakmıştı. Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında gerginlik içten içe kaynamaya başlamıştı. Rum Ortodoks Kilisesi’nin başını çektiği Enosis yeniden gün ışığına çıkarılmaya başlanıyordu. Bu belki de bir yüzyılı etkileyecek gelişmelerin başlangıcıydı. Yıl 1951’di ve esen sert rüzgarlar;kolay kolay dağılmayacak kara bulutların,sağanak yağmurların boranların habercisiydi.. 1951 yılının Yine Ocak Ayı’ydı. O günlerde Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyan ve ebediyen koruma yemin eden Denktaş ailesinin bir oğlu dünyaya geliyordu. Doğan çoçuğa babanın ön adı verildi. Raif.. Dünyaya gözlerine açan Raif yaşamı boyunca hem ismini hem de soyadını taşımak için amansız mücadele vereceğini elbette bilmiyordu. O’nun doğuşu hem aileye hem de yakın çevresine büyük moral verdi. Umut oldu, Güç oldu. Ev şenlendi ama bun şenlik uzun sürmeyecekti. Raif üç yaşına gelirken Enosis hayalleri Ada’ya kasıp kavuruyor,Kıbrıslı Türkler için de acılı yıllar başlıyordu. 1954’e gelindiğinde Zürih’te toplanan zirvede Yunanistan ve Türkiye garantör ülke olarak tarih sayfalarında yerini alıyor,”Kıbrıs Sorunu” başlığıyla iç ve dış politikalarına hiç tükenmeyek bir sorunu taşıyorlardı. Takvim yaprakları 1955’i gösterdiğinde ENOSİS hayali artık sözcük dağlarını aşmış,Kıbrıslı Türkler için bire bir tehdit olmaya başlamıştı. Tehdiş örgütü EOKA faaliyete geçerken Denktaş ailesi de Lefkoşa’ya taşınarak Doktor Fazıl Küçük’ün evine kiracı olarak yerleşiyordu. Bu keskin viraj Raif Denktaş’ın küçük dünyasında büyük izler bırakıyordu.Çünkü aynı günlerde Rum vahşeti dalga dalga yayılıyor; çok sayıda Türk bu vahşetin masum kurbanları oluyordu. O yedi yaşına geldiğinde Kıbrıs’ta Türklük hareketi kendisini gösteriyor,Raif Denktaş 27- 28 Ocak direnişinin canlı tanığı oluyordu.. “58 Ocak’ında 7- 8 yaşlarında hiç kimsenin burnunda göz yaşartıcı bombanın kokusu kalır da gitmez mi? Gitmez.. Mustafa’nın İngiliz askerlerinin coplarından nasıl kurtarılıp, boğulacak bir şekilde ilkyardım aldığını köşkte izlemiştim. “ (R.Denktaş) Günler,aylar,yıllar zamanın olağanüstü olduğunu gösteriyordu. Kıbrıs Türkü için ölüm ve yaşam bir incecik çizgiydi. Ve baba Denktaş’ın çocuklarına ayıracak hiç zamanı yoktu.Babanın kavgası tüm çocuklar içindi,Raif’in iç kavgası ise babası içindi..Ne de olsa çocuk kalbiydi. Bölüşülen şefkat, Bölüşülen sevgi, Ve bir türlü kendisine ayrılmayan zaman.. Raif Denktaş tüm Kıbrıslı Türk çocuklar gibi acılı,bir o kadar da bilinmezlik içinde büyüyecekti. “1950’de doğdum. 1958 olaylarında 7 yaşındaydım. 1959’da kardeşimi kaybettik. 8 yaşındaydım(...)Kardeşimin ölümünden hiçbir şey hatırlamıyorum, silindi gitti. Tanrı öyle istedi(...)1963 olaylarında 12 yaşındaydım. 1964- 68 yıllarında Ankara’da sürgün hayatından sonra 17 yaşlarındaydım. Çocukluğumun hiçbir döneminde “İşte benim babam.! diyemedim. Bir baba için, önce çocukları, önce ailesine karşı sorumlulukları gelir. Denktaş içinse, şimdi geriye baktığında şimdi çok berrak bir şekilde görebiliyorum.. Önce halkına ve halkının varlık mücadelesine karşı olan sorumluluklar gelmiştir. Ve hala öyledir. Biz de Denktaş’ın çocukları olarak hayatımızda kendimize biçim vermiş, bir nevi kendi kendimizi büyütmüş; hatalı veya doğru kararlarımızı kendi başımıza almak zorunda kalmışızdır.” (R.Denktaş) Takvim yaprakları 1960’ı gösterdiğinde Köşklüçiftlik dönemi de başlıyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk günleri.. İlkokul yıllarında yaşanan en güzel öğrencilik ve çocukluk günleri. Raif bu yıllarda müzikle tanışıyor,arkadaşı Erdinç’in de etkisiyle batı müziğine merak sarıyordu. Babasının aldığı ilk gitarla büyük tutkusuna kavuşuyordu.İtalyan asıllı bir hocadan aldığı derslerle birlikte müziğin sonu gelmez esrarengiz yolculuğuna çıkıyordu. Ancak bu yıllar da çabuk bitecekti. Takvim yaprakları 1963’ü gösterdiğinde tüm Kıbrıslı Türkler için acılı günler de başlıyordu. Kıbrıs Türkü katliam çukurlarına gömülüyor, en direngen ve en savaşçı evlatlarını birer-birer toprağa veriyordu. Kavganın adı varolmak ya da yokolmaktı. 12 yaşındaki Raif’in elinde silah, küçük parmakları tetikteydi. Aziz Çavuş ve Kel İlker’le nöbet başındaydı. Bir gün Öğretmeni Tuncer’in şehit düştüğü haberini aldı.. Yanaklarından süzülemeyen iki damla yaş aktı,aktı... Yüreğine damlayan bu yaşlar tüm şehitler içindi.. Türk oldukları için, katliam çukurlarına gömülenler içindi. Yüreğinde acı ,acıyla birlikte sessiz ve derinden büyük bir isyanla birlikte ailesiyle birlikte Türkiye’ye başkent Ankara’ya doğru yola çıkıyordu. Ankara’da güneş cimriydi. Karlı ve soğuk Ankara günlerinde yürekte hüzün ve keder vardı. İşte bu soğuk günlerini ısıtacak çözüm yine yanıbaşındaydı. Müzik. Ankara Koleji’nde öğrenimini sürdürürken okul orkestrasına bas gitarist olarak katıldı.Aynı grupta iki Kıbrıslı daha vardı.Sözer Özel ve Ongun Hulusi. Raif ilk sahne ve bas gitarist deneyimini bu grupta kazandı. Takvim yaprakları 1964 Temmuz’unu gösterdiğinde Baba Denktaş her ne pahasına olursa olsun Kıbrıs’a dönmek için hazırlıklara başlıyordu. Çankaya Basın Sitesi’ndeki evde TMT’nin ilk lideri Rıza Vuruşkan ile tüm planlar gözden geçiriliyor,dönüş için vedalaşıyordu. Raif babasının gözlerinin içine bakarak son bir nafile çabayla “Baba beni de götür” yalvarıyordu. Baba Denktaş’ın gözleri doluyor oğlunu kucaklıyordu. Yanıt kısa ve katiydi: “Gidip de dönmemek var. Ben ölürsem, ailenin reisi sensin. Annen ve kardeşlerine iyi bak. Onlar sana emanettirler.” Baba Denktaş Ada’ya dönerken geride yalnızlık,gözyaşı ve derin özlem bırakıyordu. 1964-1967.. Üç koca yıl.. Bir yandan babasızlık diğer yanda vatan hasreti... Ve Ankara’dan İstanbul’a çevrilen bir başka rota.. Orta ikinci sınıf Kadıköy’de okunur,okunmasa da vatan hasreti her geçen gün de daha da büyür. Ne derdini anlatacak arkadaşlar bulabilir,ne de hüznüne ortak olacak bir dost sesi duyabilir. Zaman bu kez ilaç değildir Raif için. Sürgün acısına, vatan hasretine daha fazla dayanamayan Raif Denktaş, ne pahasına olursa olsun Kıbrıs’a gizlice dönme hazırlığına başlar. Planlar yapılır,son hazırlıklar tamamlanır..Umut artık kapıdadır.. Ancak ne olduysa bir anda olur, son gece kararlar değişir, “Sandalda daha fazla yerimiz yok.”yanıtını alan Rauf sadece gidenlere el sallayabilir. ”1967 Ekim Ayı sonu.Kenan Coygun’la buluşup gizli çıkışa yollamak üzere Ekrem Yeşilada ile birlikte babamı buluşma noktasına götürüşümüz.16 yaşında ve tekrar hayal sukütu .Geride kalıyoruz.Halbuki Kıbrıs’ta arkadaşlarımız mücahit.Bu ne korkunç suçluluk duygusudur,bilemezsiniz.” (R.Denktaş) Hayal kırıklığı çok uzun sürmez.. 6 Ay sonra hayallerine ellerini uzatır. 13 Nisan 1968 günü Kıbrıs’a geri döner. ”1968 Nisan’ın 13’ü Kıbrıs’a dönüş.Herkes için bir bayram günü ama benim için bir başka bayram.Mücahit olacağım.Benin bayramım bu.Erdinç 20’inci bölükte.Ferahzat’ın bölük,22’inci.Komutanı Ergül Uysal.Erdinç “22’ye git.Digilag seni alır” diyor.28 Nisan benim en mutlu günüm.22’inci bölük benim evim.Ayandon,Simsar,Kör Hasan ,Ama’nın Bahça..Topçu mevzilerinde yaptım mücahitliği,karargahta değil.Bu komutanlarıma,arkadaşlarıma zevk ve kıvanç verdi,ama en çok bana.” (R.Denktaş) Raif Kıbrıs’a döndüğünde 17 yaşında gönüllü mücahittir. Hem de babasına sormadan öğrenci arkadaşları gibi hudutlarda, zor koşullarda görev yapar.. Ulusal kurtuluş mücadelesinde bir neferdir şimdi. Her şeyden çok sevdiği toprağına, vatanına ve arkadaşlarına kavuşmuştur. 22.Bölük Kıbrıs Türk tarihinde önemli bir sayfaya da yer açıyordu. Çünkü bir yandan askerliğin en sert kurallarını işletirken diğer yandan müziğin de en melodik notaları çınlıyordu. Daha sonra Sıla 4 adına alacak Bayrak Kuartet 22’inci bölükte hayat buluyor,Bölük karargahının bodrumunda grup elemanları çalıyordu. Bölük Komutanı Ömer Asım gücü elverdiği ölçüde gruba destek oluyordu.Ömer Asım’ın dan sonra göreve getirilen Ergün Uysal da grubun çalışmalarına verdiği desteği sürdürdü.. 1968-69 yıllarında 22. Bölükte er olarak mücahitlik görevini yapan Raif Denktaş, öğrenci mücahit olarak İngiliz Kolejinden mezun olur. Kader rotayı yine aynı noktaya çevirir. Ankara.. Bu kez adres ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi’dir. Raif bir yandan öğrenimini sürdürürken diğer yandan da gazetecilik için önemli adımlar atıyordu. Muhtelif gazetelerde ve dergilerde Atatürkçülük üzerine düşünce yazıları ve çeşitli sorunları inceleyen makaleler kaleme aldı.Atatürk ilkelerinin yılmaz bir savunucusu oldu. Müzikse geride kalmamıştı. Aydın Kalaoğu Erdinç Gündüz ile “Kıbrısım” ve “Dolama” şarkılarının yer aldığı 45’lik plak çıkarmışlardı ve bunun yankılarını yaşıyordu. Raif Denktaş Ankara’da da Aydın ve Erdinç ile aynı evde kaldı. Erdinç Gündüz’ün sayesinde bir plak şirketinin sahibi ile tanıştılar. Bu Bayrak Kuartet için de dönüm noktasıydı. Raif Denktaş ve Grup üyeleri Tunalı Hilmi Caddesi’nde bulunan evlerine plak şirketinin yetkililerini konuk ettiler. Grubun şarkılarının çoğu Kıbrıs ağzındaydı ve değiştirilmemeliydi.Parçaların özünü değişterecek hiç bir müdahale kabul edilemezdi. Kıbrısım,Dolama,Kıbrıs Gelini,Ölüm Allah’ın Emri;yine Seni İsterdim Ben,Gelmedin,Garanfil şarkıları çalındı. Plak şirketinin sahibi ve prodüktörleri çok etkilenmişti. Kıbrıs ağzına yönelik itirazlar da olsa grubun istediği oldu. İlk etapta dört plaklık anlaşma sağlandı. Ancak Kıbrıs için çok şey ifade eden Kuartet isminin Türkiye’de nasıl bir etki yaratacağı konusunda kuşkular vardı. Bu sorun bir gecede tesadüfen ve aniden çözüldü. “Yine Seni İsterdim Ben” adlı şarkının söz yazarı Tevfik Ünver,Raif’in Ankara Koleji’nden arkadaşıydı.Grubun adının Sıla 4 olarak değiştirilmesini önerdi. Herkes bu anlamlı ismi benimseyince satışa sunulacak plaklarda Sıla 4 isminin kullanılmasına karar verildi. Raif 197’li yılların ilk başlarında müziğin yanı sıra Kıbrıs Türk folkloru üzerinde çalışmalar yaptı. Arkadaşlarıyla yerel destanları ve bu konu üzerine çalışmalarda bulundu. Yerel özgün müziklere öncülük etti. İşte bu dönemde hayatında büyük bir değişiklik oluyor,yüreğine sevda ateşi düşüyordu. Buğulu gözlerin,şiirlerin,yazılarının kaynağı Mesudiye Elif Emre adlı bir kızdı.. “Ayrılık akşamdan olaydı Şimdilik. Uçan kuşun ötmez olduğu, Ayın güneşe vurulduğu Uyumadağım akşamlar. Ve her sabah, Seni getirseydi de, Bitmesiydi aşkımız Akşam olmadan..” Şiirdeki gibi korktuğu olmadı,aşkı akşam olmadan bitmedi.Mesudiye ile 1973’de evlendi. İleriki yıllarda evliliğinden Rauf ve Canpolat isimli iki oğlu Pınar isimli de bir kızı dünyaya geldi. Evliliğinin hemen ardından üniversite hayata kesintiye uğrar. İbre bir kez daha Lefkoşa’ya gösterir. Tek kişi olarak ayrıldığı Ada’dan baba ocağına iki kişi olarak dönecektir. Dönüşte yazılarını Zaman Gazetesi’nde kaleme alır.Görüşlerini makaleler yoluyla okuyucuya ulaştırır. Ancak zaman sadece düşünme değil eylem zamanıdır da. Yunan cuntasının öncülüğündeki 15 Temmuz darbesi Kıbrıslı Türkler için bir kabusa dönüşüyor ve artık gözler ufukta Türk askerini bekliyordu. Raif Denktaş da mevziidedir. ”1974’ün 20 Temmuz sabahı gene 22.Bölük’te karşıladık Türk jetlerini.Havan takımı komutanı Esat Varoğlu yanında KTÖS Başkanı Turgut Mustafa ile kucaklaştık.Sonra ateş yağmuru. Turgut “Sosyalist bir düzenin şafağı” dedi.Ben de “Yeter ki Türk olsun” dedim.Anlaştık.Gönüllerimizin bir olmaması için bir sebep yoktu.Soluyla,sağıyla böyle karşıladı bu toplum 20 Temmuz’u.Geleceğe dönük kutlu duygularla ve gönül gönüle,omuz omuza(...) O günlerde bir Yorgozlu Sami’yi tanıdım.Kolundaki kurşun yarasına aldırmadan hastaneden kaçıp mevzisine dönen ve bu yüzden kangren olan kolunu kaybeden.Bir rahmetli Nevzat Pusat’ın el bombasından parçalanmış elinden tuttum.,onun şahsında kahramanlığın ne demek olduğunu gördüm.Bir Doğan Akpınar’ın koskoca bölüğe nasıl soğukkanlılıkla hakim olduğunu,bir Kasap Ahmet’in ,Bulgur’un nasıl yiğit silah arkadaşları olduklarını gördüm,Ersoy Çavuş’la ölüme gittim.Ta 58’lerden 74’lere bir ömürdür bu.” (R.Denktaş)
A Flowchart for Choosing Your Religion
Looking for a JOB - How to Be the Next Hire
Being flexible, creative and adaptable in today’s economy is the cornerstone to survival. The job search is no different and, with unemployment rising, requires just as much vigilance. One way you can keep your options open and make yourself even more marketable is by considering Consulting in addition to your quest for full-time employment. Often perceived as an “either-or” scenario, Consulting offers you just as many benefits as it does your “would be” employer:
Track record of Fixing Problems?
Career wise, people typically fall into one of two categories: those who thrive on problem solving and the prospect of a new challenge –or- someone who is exceptionally good at steering the ship once it is on course. If the thought of fixing something that is broken appeals to you (versus has you thinking about reaching for the Tylenol), then Consulting might be an avenue to explore.
A More Flexible Interview
Quite often, what a company needs is someone to tackle a specific problem, not a new full-time employee. Identifying this in the interview and being able to present yourself as the solution to their problem (at a lower cost), can ultimately create a job tailor made for you and your skill set. No one can compete against that.
Dating Before Marriage
A consulting engagement can give you the opportunity to see if this company is a nice place to visit or a great place to live. The only thing worse than a prolonged job search, is ending up in a position that results in you being unemployed again in 6-12 months. Consulting lets you do more due diligence than you could ever accomplish in an interview.
“Consulting” on Your Resume
To many recruiters, seeing “consulting” as your current role without any clients/engagements is just a way to dress up being out of work. But, with a list of key accomplishments at those engagements, you show that you are in demand, have more control over your search and are broadening your experience. The latter is extremely important if you are looking to transition industries.
Change Agent
For companies looking to make some sort of change internally (and you should like this if you have a track record of fixing problems), consulting is a more preferred approach versus hiring a permanent employee. It is much easier to come in as a consultant, effect the course correction and then hand it off to the internal leadership.
Money
Besides the obvious benefit of having income during your search, it also gives you breathing room to be more objective in selecting your next job.
It’s Easier to Find a Job When You Already Have One
So much of what makes this true is that fact that when you are employed, you tend to be a bit more objective because you have a “bird in hand.” Consulting (in addition to easing that financial strain, which helps here) can provide the self-assurance that comes along with being employed, which can get whittled away while unemployed.
Presenting yourself as a viable consultant or full time employee isn’t mutually exclusive. Rather, they are simply two sides to the same coin. For the companies where you interview, this will only make you more viable and versatile in your eyes. For you, there is nothing to lose. The worst thing that happens here is you generate some income to inevitable financial strain of your job search. On the other hand, you might just find through this process that you discover your next career move.
Bağdat Caddesi
1960'lı 70'li yıllarda köşkleriyle, bahçelerinden salkım salkım sarkan ortancalarıyla, billur gibi denizliyle, 'sayfiye' yeri olmasıyla meşhur Erenköy, Suadiye, Caddebostan.
Dükkanların az, ağaçların çok olduğu, bunca yıl geçmesine rağmen hala güzelliğini koruyan Bağdat Caddesi. On, onbir yaşımdan itibaren yazlarım geçti oralarda. Sokaklarda oynanırdı o zamanlar, öyle pek araba filan geçmezdi. Doyasıya bisiklete binilir, el birakarak gitmek büyük marifet sayılır Erenköy, Saskınbakkal, Göztepe bisikletle rahat rahat gidilir dönülürdü. Deniz için bazı sokakların denize vardıkları noktalarda bulunan kayıkhanelerden saatlik ücretle kayık kiralanır, kadın erkek kürek çekmeyi bilir, kayıktan denize girilirdi. Bazı gençler dalıp iskele ayaklarından midye toplar bazıları ise sığ kumda zıpkınla vatos avlarlardı. Sokaklardan dondurmacılar geçerdi o zamanlar. Simdiki gibi binbir çeşit ne gezer 'Dondurma, Kaymaaak' diye bağıran dondurmacının küçücük arabasında sadece kaymaklı ve limonlu dondurma olur, bazen ise çeşit olsun diye vişneli bulunurdu.
Caddebostan Plajı'nın yanı sıra bir de üyelikle girilebilen klüpler vardı. Marmara Yelken Klubü başta olmak üzere, Balıkadamlar, Caddebostan Yat Klübü ve İstanbul Yelken. Eğer bunlardan birine üyeyseniz veya üye bir arkadaşınız varsa bazı sporları yapma veya izleme olanağınız olur, voleybol, ping pong oynar, kıyıdan yelkenlilerin yarışlarını izlerdiniz. Denizin ortasında ise köfteciler vardı. Bunlardan aklımda kalanı ise mayomuzun kenarına sıkıştırdığımız parayla yüzdüğümüz, veya kayıkla yanaştığımız 'Fıştak'tı. Dönerken yüzülüyorsa demirlemiş kayıklara tutuna tutuna, dinlene dinlene yüzülürdü.
Akşamüstüne doğru herkesi bir 'piyasa' heyecanı alırdı. Saçlar yıkanır, bildiğımız ütüyle ütülenerek düzeltilir, ve (Bağdat) Cadde'ye binbir tur atmaya çıkılırdı. Bir aşağı, bir yukarı. Parkur ise genellikle Santral Durağı'ndan Saşkınbakkala kadardı. O zaman 'cafe' adeti bir elin parmaklarını geçmez, 'Borsa'da yer bulabilmek için hızlı davranmak gerekir, 'Divan' ise gençlere çok pahalı geldiğinden ancak hafif 'yaşı geçmiş'lerin duraklama mekanı olurdu. Hali varaba sahiakti oldukça yerinde olan birkaç genç ise bir aşağı bir yukarı arabayla giderek Mustang veya Corvette'leriyle gelene geçene hava atarlardı.
Geceleri ise açık hava sinemalarının keyfine doyulmazdı. Caddebostan'daki Ozan Sineması'nda genellikle Türk filmleri oynar, çıkınca biraz aşağıda, Caddebostan Maksim Gazino'sunun (MIGROS)yakınındaki büfe'de 'zümküfül' yenirdi (Bir çeşit sosisli sandoviç ) Yabancı filmlerin mekanı ise Budak Sineması'ydı (Şimdiki CKM). Yastıgını kapıp tahta iskemlelere yerleştirdikten sonra, çekirdeğini çıtlatarak izlenirdi filmler. Bazen bu sinemalarda Cem Karaca gibi o zamanın ünlü sesleri konserler verir, bazıları ağaç tepelerinden konser izlerdi.
Sonra sonra o köşkler birer birer yıkılmaya, yerlerin uzun uzun binalar dikilmeye, Cadde'deki evlerin yerlerini dükkanlar almaya, arabalar çoğalmaya, faytonlar yok olmaya, tekerlekli dondurmacıların yerini Algida'cılar almaya başladı. Ama ne mutlu ki tüm büyümeler, kalabalıklaşmalar rağmen 'Cadde'yi bozmayı başaramadı! O hala 'Cadde', İstanbul'un ,Türkiye'nin en güzide caddesi hala boydan boya yürümekten zevk aldığım, bir yerde oturup geleni geçeni izlemenin keyfini her yıl bir iki hafta yaşayabildiğim bir yer.
Galata' ya dogru...
The best way to improve health care requires physicians and other stakeholders
ULTIMATE RESULTS
Ilhan Arsel
BJK FOREVER
Karga kartalların sırtına oturur ve boynunu ısırır. Kartal cevap vermez, kargayla savaşmaz; kargaya zaman veya enerji harcamaz, bunun yerine sadece kanatlarını açar ve göklerde yükselmeye başlar. Uçuş ne kadar yüksek olursa, karganın nefes alması o kadar zor olur ve sonunda karga oksijen eksikliği nedeniyle düşer. Kartaldan öğrenin ve kargalarla savaşmayın, sadece yükselmeye devam edin. Yolculuk için gelebilirler ama yakında düşecekler. Dikkat dağıtıcı şeylere yenik düşmenize izin vermeyin....yukarıdaki şeylere odaklanmaya devam edin ve yükselmeye devam edin!! Kartal ve Karga dersi
For the city I love...
Far and away...
Cardinal Health Professional Practice Experience
Aşık Veysel’in Cumhuriyet destanı şiirinden:
Bir takım millete fesat verdiler
Her biri bir yerde hep geberdiler
Onlar kurtulmadı toplarımızdan
Aklı başında olan düşünür bunu
Şeriatçı oldu tüketen onu
Dağda belde fukaraya soygunu
Verenler onlar idi vatanımızdan...
PEZEVENK
Sohbeti din ile açar pezevenk
Komşusu aç iken kendisi toktur
Sanki melek olmuş uçar pezevenk
Karanlık işlerde zıplama ister
Evine granit kaplama ister
Dünya mektebinden diploma ister
İnsanlık dersinden kaçar pezevenk
Herkesin kabına çeşmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komşusunun yüzüne bakmaz
Selâmsız sabahsız geçer pezevenk
Sanırsın Allah'la akde oturmuş
Cennete giderken macun götürmüş
Hûriler'i dizip işi bitirmiş
Şimdi gılmanları seçer pezevenk
Aydınlığa düşman yobazın dölü
Hû çekerken şişmiş ağzında dili
Erbâbi, ülkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini saçar pezevenk
Âşık Erbabi
by Erdem Asma on Thursday, August 5, 2010 at 11:05pm
Mission of working together to achieve a common goal
To get to know the person better you are going to marry
Rejected on a Job Application due to being Overqualified
Have you ever thought about this?
Yasarken Neler Yapmali ;-)
1. Çok su için.
2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri çok ve fabrikalar da üretilen yiyecekleri az yiyin.
4. 3 E ile yaşayın -- Energy, Enthusiasm, and Empathy (enerji, heyecan ve duygu paylaşımı).
5. Kendinize zaman ayırın
6. Daha çok oyun oynayın.
7. 2008'de okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun.
8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
9. 7 saat uyuyun.
10. Her gün 10–30 dakika yürüyüş yapın ve yürürken gülümseyin.
KİŞİLİK:
11. Hayatınızı başkalarınınkiyle karşılaştırmayın. Onların seyahatinin ne hakkında olduğu belirsiz....
12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.
13. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
14. Kendinizi çok da ciddiye almayın; kimse yapmıyor.
15. Kıymetli enerjinizi gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.
16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.
17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye sahipsiniz.
18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır.
20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.
22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada o lduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
23. Daha fazla gülümseyin ve gülümsetin
24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmamak için anlaşın.
SOSYAL YAŞANTI:
25. Ailenizi sık arayın.
26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.
27. Herkesi her şey için affedin.
28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
29. Her gün en az 3 kişiye gülümseyin, tanımadığınız en az 1 kişiye "GÜNAYDIN" deyin.
30. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü sizi hiç ilgilendirmesin.
31. Hasta olduğunuz zaman, işiniz size bakamaz ama aileniz ya da arkadaşınız bakabilir.
HAYAT:
32. Doğru şeyi yapın!
33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan her şeyden uzak durun.
34. İyilikler her şeyi güzelleştirir.
35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.
36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
37. En iyisine henüz sıra gelmedi.
38. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, buna sevinin.
39. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.
“The Mother’s Prayer for Its Daughter” from Tina Fey's new book, Bossypants ...
“The Mother’s Prayer for Its Daughter” from Tina Fey's new book, Bossypants ...
First, Lord: No tattoos. May neither Chinese symbol for truth nor Winnie-the-Pooh holding the FSU logo stain her tender haunches.
May she be Beautiful but not Damaged, for it’s the Damage that draws the creepy soccer coach’s eye, not the Beauty.
When the Crystal Meth is offered, May she remember the parents who cut her grapes in half And stick with Beer.
Guide her, protect her
When crossing the street, stepping onto boats, swimming in the ocean, swimming in pools, walking near pools, standing on the subway platform, crossing 86th Street, stepping off of boats, using mall restrooms, getting on and off escalators, driving on country roads while arguing, leaning on large windows, walking in parking lots, riding Ferris wheels, roller-coasters, log flumes, or anything called “Hell Drop,” “Tower of Torture,” or “The Death Spiral Rock ‘N Zero G Roll featuring Aerosmith,” and standing on any kind of balcony ever, anywhere, at any age.
Lead her away from Acting but not all the way to Finance. Something where she can make her own hours but still feel intellectually fulfilled and get outside sometimes And not have to wear high heels.
What would that be, Lord? Architecture? Midwifery? Golf course design? I’m asking You, because if I knew, I’d be doing it, Youdammit.
May she play the Drums to the fiery rhythm of her Own Heart with the sinewy strength of her Own Arms, so she need Not Lie With Drummers.
Grant her a Rough Patch from twelve to seventeen. Let her draw horses and be interested in Barbies for much too long, For childhood is short – a Tiger Flower blooming Magenta for one day – And adulthood is long and dry-humping in cars will wait.
O Lord, break the Internet forever, That she may be spared the misspelled invective of her peers And the online marketing campaign for Rape Hostel V: Girls Just Wanna Get Stabbed.
And when she one day turns on me and calls me a Bitch in front of Hollister, Give me the strength, Lord, to yank her directly into a cab in front of her friends, For I will not have that Shit. I will not have it.
And should she choose to be a Mother one day, be my eyes, Lord, that I may see her, lying on a blanket on the floor at 4:50 A.M., all-at-once exhausted, bored, and in love with the little creature whose poop is leaking up its back.
“My mother did this for me once,” she will realize as she cleans feces off her baby’s neck. “My mother did this for me.” And the delayed gratitude will wash over her as it does each generation and she will make a Mental Note to call me. And she will forget. But I’ll know, because I peeped it with Your God eyes.
~Tina Fey
by Erdem Asma on Tuesday, April 19, 2011 at 9:23pm
Beethoven's Love Letter "my eternally beloved"
July 6 1806, in the morning by Ludwing Van Beethoven~
"My angel, my all, my very self - Only a few words today and at that with pencil (with yours) - Not till tomorrow will my lodgings be definitely determined upon - what a useless waste of time - Why this deep sorrow when necessity speaks - can our love endure except through sacrifices, through not demanding everything from one another; can you change the fact that you are not wholly mine, I not wholly thine - Oh God, look out into the beauties of nature and comfort your heart with that which must be - Love demands everything and that very justly - thus it is to me with you, and to your with me. But you forget so easily that I must live for me and for you; if we were wholly united you would feel the pain of it as little as I - My journey was a fearful one; I did not reach here until 4 o'clock yesterday morning. Lacking horses the post-coach chose another route, but what an awful one; at the stage before the last I was warned not to travel at night; I was made fearful of a forest, but that only made me the more eager - and I was wrong. The coach must needs break down on the wretched road, a bottomless mud road. Without such postilions as I had with me I should have remained stuck in the road. Esterhazy, traveling the usual road here, had the same fate with eight horses that I had with four - Yet I got some pleasure out of it, as I always do when I successfully overcome difficulties - Now a quick change to things internal from things external. We shall surely see each other soon; moreover, today I cannot share with you the thoughts I have had during these last few days touching my own life - If our hearts were always close together, I would have none of these. My heart is full of so many things to say to you - ah - there are moments when I feel that speech amounts to nothing at all - Cheer up - remain my true, my only treasure, my all as I am yours. The gods must send us the rest, what for us must and shall be - Your faithful Ludwing"
by Erdem Asma on Tuesday, April 5, 2011 at 1:42am
The surprising benefits of lemon!~Limonun Faydalari
This is the latest in medicine, effective for cancer!
Read carefully & you be the judge.
Lemon (Citrus) is a miraculous product to kill cancer cells. It is 10,000 times stronger than chemotherapy.
Why do we not know about that? Because there are laboratories interested in making a synthetic version that will bring them huge profits. You can now help a friend in need by letting him/her know that lemon juice is beneficial in preventing the disease. Its taste is pleasant and it does not produce the horrific effects of chemotherapy. How many people will die while this closely guarded secret is kept, so as not to jeopardize the beneficial multimillionaires large corporations? As you know, the lemon tree is known for its varieties of lemons and limes. You can eat the fruit in different ways: you can eat the pulp, juice press, prepare drinks, sorbets, pastries, etc... It is credited with many virtues, but the most interesting is the effect it produces on cysts and tumors. This plant is a proven remedy against cancers of all types. Some say it is very useful in all variants of cancer. It is considered also as an anti microbial spectrum against bacterial infections and fungi, effective against internal parasites and worms, it regulates blood pressure which is too high and an antidepressant, combats stress and nervous disorders.
The source of this information is fascinating: it comes from one of the largest drug manufacturers in the world, says that after more than 20 laboratory tests since 1970, the extracts revealed that: It destroys the malignant cells in 12 cancers, including colon, breast, prostate, lung and pancreas ... The compounds of this tree showed 10,000 times better than the product Adriamycin, a drug normally used chemotherapeutic in the world, slowing the growth of cancer cells. And what is even more astonishing: this type of therapy with lemon extract only destroys malignant cancer cells and it does not affect healthy cells.
Institute of Health Sciences, 819 N. L.L.C. Cause Street, Baltimore, MD1201
Tıpta son yenilik, kansere karşı etkili! Limon, kanser hücrelerini öldüren mucizevi bir mahsul. Kemoterapiden 10,000 kat daha güçlü!!! Neden biz bunları bilmiyoruz? Çünkü bazı laboratuarlarda üretilen sentetik ilaçlarla birileri çok büyük karlar elde ediyor. Şimdi bir arkadaşına bu maili yollayarak limon suyunun kanseri önleyici faydalarını bilmesini sağlayabilirsin. Limonun tadı güzel ve kemoterapinin korkunç yan etkilerine sebep olmuyor. Multimilyonerlerin sahip olduğu büyük şirketlerin karlarına zeval gelmesin diye bu sır saklanırken daha kaç kişi ölecek? Bildiğiniz gibi limon ağacı, limon ve lim (yeşil limon) gibi çeşitleriyle bilinir. Bu meyveyi farklı şekillerde yiyebilirsiniz: posasını yiyebilir, suyunu sıkabilir, içecekler hazırlayabilir, şerbetler ve tatlılar yapabilirsiniz. Bir çok erdemleriyle tanınır, ama en ilginç olanı tümör ve kistler üzerine olanıdır. Bu bitki her tür kanser tipine karşı kanıtlanmış bir çaredir. Bazıları kanserin her türlü varyasyonuna karşı yararlı olduğunu söylüyor. Bakteri enfeksiyonları ve mantarlara karşı anti mikrobal spektrum olduğu, kurt ve parazitlere karşı etkili olduğu kabul ediliyor. Yüksek tansiyonu dengeliyor. Bunlar dışında stresle savaşan, sinir bozukluklarına iyi gelen antidepresan etkisi var. Bu bilginin alındığı kaynak gerçekten büyüleyici: Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden birinden öğrenildiğine göre; 1970'ten beri 20'den fazla farklı laboratuar test etti ve sonuç olarak limon ekstresinin 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ettiği ortaya çıktı! Bu kanserler içinde kolon, göğüs, prostat, akciğer ve pankreas kanserleri de var. Kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatmada limon ağacı bileşenlerinin Adriamycin adlı bütün dünyada genellikle kemoterapide kullanılan ilaçtan 10,000 kat daha iyi olduğu gösterildi. Daha da hayret verici olan; limon ekstreleri ile yapılan bu terapi sadece kötü huylu kanser hücrelerini yok ediyor ve sağlıklı hücrelere hiçbir etkisi bulunmuyor.
by Erdem Asma on Wednesday, February 23, 2011 at 8:25am
To all who likes to know, today is the fist day of Ramadan!
It is required to fast for the duration of the month every year in Islam for all healthy Muslims.
Islam order the Muslims to stop eating , drinking , smoking and some other marriage activities from morning Fajr prayer till evening Maghrib prayer. Ramadan is 29 or 30 days depends on the moon followed by 3 days Eid holiday. In the evening after Maghrib prayer, until sunrise the life get back to normal, they can eat, drink and etc. Wish you peace, happiness and divine blessing. Ramadan Mubarak.
by Erdem Asma on Wednesday, August 11, 2010 at 9:14am
Pakize Suda'dan
Akşam, güneş batmadan
Dükkanını kapatıp eve gelmeliydi.
Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı.
Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık.
Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım.
Cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı.
Derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı.
Ama ara sıra ''Dersinizi bitirdiniz mi?'' diye sormalıydım.
Daha çok üstleri başlarıyla...
Yedikleri içtikleriyle. ..
Öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim.
Yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim.
Her ayın 15'i kabul günüm olmalıydı.
Ellerime sağlık, kekler,poğaçalar yapmalıydım.
İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim.
Sabahları hırkamı omzuma alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim.
Patlıcan, biber kızartmalı,reçel kaynatmalıydım.
Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım.
Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim,
O, ''Sus hanım bi dakka'' demeliydi.
Böyle dese de beni çok sevmeliydi.
O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı.
Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi.
Öyle Haremlik selamlık gibi değil ama kadın erkek ayrı oturmalıydık.
Erkekler memleketi kurtarırken biz bütün kasabayı dilimizden
geçirmeliydik.
Herkes birbirinin kocasına, karısına ''Falanca Bey'', ''Filanca Hanım''
diye hitap etmeliydi.
Yanlışlkla bacağımız, göğsümüz biraz açılıverse
Yüzümüz kızarmalı,hemen toparlanmalıydık.
Kocam kırk yılda bir, bir tek atmalı,
Neşelenip bir hicaz şarkı mırıldanmalıydı.
Şehvetten uzak şefkate yakın bir cinsel hayatımız olmalıydı.
Gözümüzü birbirimizde açmış olmalıydık, öyle de sürüp gitmeliydi.
Harama uçkur çözmemeliydik.
Zaten etrafımızda evli barklı komşularımızdan başka kadın olmadığından....
Dükkanda çelimsiz çıraktan gayrı, öyle sekreter falan çalışmadığından...
Ortalıkta gidilecek bar mar bulunmadığından...
Mankenler bizim kasabaya uğramadığından...
Ve de kocam, efendi bir adam olduğundan beni aldatamazdı.
Tamam, abarttım biraz.
Belki de böyle bir aile yapısı örneği kalmamıştır artık.
Ama, acaba diyorum...
Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu eder miydi?
Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık.
Normalliği özlüyorum.
Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba.
Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu...
Ve de çok mutsuz...
Depresyona giren girene.
Çok bilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba.
Pakize Suda
by Erdem Asma on Thursday, August 5, 2010 at 3:24pm
TANSİYON
ölçüm birimi mm/hg dir.
Büyük tansiyon; Kalbin sol kalpten kanı vücuda doğru pompalarken kullandığı güce denir. Buna birinci veya büyük tansiyon da denir.
Küçük tansiyon; Kalbin kan pompalanmasını bitirdikten sonra damarlarda ortaya çıkan basınca da ikinci veya küçük tansiyon denir.
YÜKSEK TANSİYON
Yapılan bilimsel çalışmalara ve Dünya Sağlık Teşkilatının tarifine göre yüksek tansiyon sınırı yaşla değişiklik göstermesine rağmen, orta yaşlı insanlarda büyük tansiyon en fazla 160 mmhg, küçük tansiyon ise en fazla 85 mmhg olmalıdır. TANSİYON halinde ve tekrar tekrar ölçümün sonucu verilenden daha yukarı rakamlar çıkıyorsa, hastada yüksek tansiyon var demektir. Yüksek tansiyon hastada çoğunlukla belirti yapmadığı halde, teşhis konduktan sonra, sebebi mutlaka açıklanmalı ve tedavisi mutlaka yapılmalıdır. Tedavisi uzun vadelidir. Tansiyonun %20'sinin sebebi bilinir. Sebebi bilinmiyor ve ortadan kaldırılamıyorsa, hayat boyu sürer. Başta şişmanlık olmak üzere, böbrek hastalıkları, hormon bozuklukları ve bazı kalp hastalıkları tansiyona sebep olabilir. Örneğin; hastada doğuştan böbrek damarı daralması varsa, ameliyatla damar ve açılır ve tansiyon hastalığı ortadan kalkar. Tansiyonda
kalıtım önemli rol oynar. Fazla tuz ve kırmızı et yenmesi de tansiyona sebep olan etkenler arasındadır.
Belirtileri;
Baş ağrısı,
Baş dönmesi,
bulantı,
Kulak çınlaması,
Burun kanaması,
Kalp ağrıları olarak sıralanır.
Tedavisi
Günümüzde tansiyon tedavisi her zaman için kontrol altına alınabilir. Az tuz, az kırmızı tüketilmelidir. Şişman hastaların kilo vermesi gerekir. Uyku düzeni olan stressiz, içki ve sigaradan uzak bir hayat tavsiye edilir.
Yapılan diyet sonucu tansiyon düşmüyorsa ilaç tedavisi verilir. İlaç alınımından sonra tansiyon düzene girse bile kesinlikle doktora danışmadan ilaç bırakılmamalıdır. Yüksek tansiyonun tedavisinde kan basıncı düşürmek için özellikle diyet uygulanır ancak tansiyon çok yüksek ve organik hastalıklardan kaynaklanıyor ise, diyet ve ilaç tedavisi aynı zamanda
uygulanır. Bu hastalığın kesin bir nedeni ve tedavisi olmaması, ömür boyu diyet uygulamayı gerektirmektedir. Yüksek tansiyonu şişmanlıktan kaynaklanan kişiler için en uygun tedavi şekli kilo vermektir. Yüksek tansiyonu olan şişmanlar için ilaç gerekli olduğu durumlarda yine kilo verilmeli ki böylelikle ilacın etkisi artabilsin. Tansiyon, damar setliği ve beyin kanamasının en önemli sebebidir.
Yüksek Tansiyonda Beslenme İlkeleri
Şişman kişilerde yüksek tansiyon ortaya çıkma olasılığı normal kilolu insanlara göre 2 mislidir ve şişmanların %70'inde yüksek tansiyon görülür. Yedikleri fazla yemekle daha fazla tuz almaları da tansiyonlarının daha yükselmesine sebep olur. İşte bu sebeplerden ötürü kilo vermesi şarttır. Yüksek tansiyon hastalarının günlük tuz kullanımını en aza indirilmeli (5-7 gram) hatta mümkünse hiç kullanılmamalıdır. Doğal besinlerden; yeşil yapraklı sebzeler, süt, et, yumurta, işlemmiş besinlerden; kek, bisküvi, konserveler, hazır çorbalar, ekmek, yarım yağlı margarin, zeytin, peynir, turşu, hardal, ketçap, mayonez, salata sosları en çok tuz içeren besinler olmalarından dolayı az kullanılmaları tavsiye edilir. Tansiyon düşürücü ilaçlar az tuz kullanıldığında daha tekili olurlar. Alkol kan basıncı arttıracağından ve kilo almaya sebep olacağından kullanılmamalıdır. Sigaranın tansiyonu arttırıcı etkisi olduğundan kesinlikle bırakılmalıdır, böylelikle tansiyon düşürücü ilaçların etkisi de artacaktır. Fazla miktarda hayvansal yağ içeren besinler yerine bitkisel yağları (mısır özü, zeytinyağı) tercih etmek gerekir. Doymuş hayvansal katı ve sıvı yağlar yerine doymamış bitkisel katı ve sıvı yağlar tercih edilmelidir. Tansiyon çok yüksek değilse, fazla olmamak kaydıyla çay ve kahve içebilir.EĞER VÜCUDUNUZA GEREKLİ BESİN DESTEKLERİ VERİRSENİZ, TANSİYON SİZE ZARAR
VERMEZ.
Düşük Tansiyon Nedir?
Sol kalbin kanı vücuda pompalarken gerekli basıncın düşük olması demektir. Bu basınç ölçüldüğünden ilk basınç 120'den düşük, ikincisi ise, 80'den düşük olmalıdır. Düşük tansiyona sebep olan nedenler çok çeşitlidir. Çoğunlukla insanın yapısına bağlıdır. Tansiyon düşmesi, ani ayağa kalkmalarda, beyin merkezinde ur olması durumunda, kalp adalesi zayıflaması, aort kapakçığının hastalanması gibi kalp hastalıkları söz konusu olduğu zamanlarda, böbrek üstü bezinin çalışması bozulduğunda veya hormon bozukluklarında meydana gelir.
Belirtileri Nelerdir?
Baş dönmesi,
Ani bayılmalar,
Terleme,
Bulantı,
Yorgunluk hissi gibi yüksek tansiyondaki belirtileri gözlenir.
Düşük Tansiyon Tedavisi Nasıl Yapılır?
Tansiyon düşüklüğü insanın yapısından kaynaklanıyorsa, bu hastalara spor yapmaları (yüzme, bisiklet sürme) aynı anda sıcak ve soğuk duş yapmaları, tuzlu ayran gibi tuzlu sıvılar almaları önerilir. Diğer nedenlerden kaynaklanan düşük tansiyon ise, nedenleri tedaviye yöneliktir. Örneğin; Böbrek üstü bezinin çalışması bozulmuş ise, bu durumu tedavi etmekle tansiyonda düzelmiş olacaktır.
by Erdem Asma on Thursday, July 29, 2010 at 6:06pm
Yine ayni rezalet!
What is the most dangerous tech product in the world?
Cevap 1 : Nükleer santral.
Nuclear reactors.
Soru 2 : Nükleer santrallerin en kötüsünü dünyaya yapan ülke hangisi?
Which country maintains the worst nuclear reactors?
Cevap 2 : Rusya.
Russia
Soru 3 : Rüşvetin en çok yendigi ülke hangisidir?
Country has a long history of bribery and corruption.
Cevap 3 : Rusya.
Russia
Soru 4 : Dünyada kilovat saati 6-7 cent olan nükleer santral elektiriğini Rusya'dan 12.35 cente 15 yıl boyunca alma anlaşması yapan ülke hangisidir?
While the average cost of the residential price of nuclear powered electricity in the world 6-7 cents per kWh, which country agreed to purchase it from 12.35 cents for the next 15 years?
Cevap 4 : TÜRKİYE!
by Erdem Asma on Sunday, July 11, 2010 at 3:53pm
Healthcare today and tomorrow from Captain's perspective
Erdem Asma, MSM, PMP
No comments:
Post a Comment